.

Uzm. Dr. Ali Barlas Koçak
Psikiyatri Uzmanı ve Psikoterapist • Antalya

Psikiyatrik değerlendirmede bütüncül yaklaşım

Yaşam öykünüzü, ihtiyaçlarınızı ve yaşadığınız güçlükleri sizin deneyiminiz içinde birlikte değerlendirelim.

Muayenehaneye Ulaşım

Altınkum Mahallesi, Atatürk Bulvarı, Mehmet Özbek Plaza, Konyaaltı / Antalya

psikiyatri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikiyatri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Antalya’da Psikiyatrist Seçerken Nelere Dikkat Edilmeli?



Antalya'da psikiyatrist arayan kişiler için doğru uzmanı seçmek her zaman kolay olmayabilir. Psikiyatrist seçerken yalnızca uzmanlık alanına değil, görüşme yaklaşımına, iletişime ve tedavi planının nasıl oluşturulduğuna da dikkat etmek önemlidir.

Psikiyatrist ile psikolog arasındaki fark nedir?

Psikiyatrist, tıp fakültesi mezunu olup ruh sağlığı ve hastalıkları alanında uzmanlık eğitimi almış hekimdir. Gerektiğinde ilaç tedavisi düzenleyebilir ve ilgili eğitimleri tamamlamışsa psikoterapi uygulayabilir.

Psikolog ise psikoloji eğitimi alır. Klinik psikoloji alanında uzmanlaşan psikologlar psikolojik değerlendirme ve psikoterapi hizmeti sunabilir ancak ilaç reçete edemez.

Hangi yaklaşımın uygun olduğu kişinin ihtiyaçlarına göre değişebilir. Bazı durumlarda psikiyatrik değerlendirme yeterli olurken bazı durumlarda psikoterapi veya her iki yaklaşım birlikte değerlendirilebilir.

Hangi durumlarda psikiyatriste başvurulabilir?

Psikiyatrik destek yalnızca ağır ruhsal sorunlarda gerekli değildir. Günlük yaşamı, ilişkileri veya işlevselliği etkileyen belirtiler de değerlendirme gerektirebilir.

  • Uzun süren mutsuzluk ve isteksizlik
  • Yoğun kaygı ve panik nöbetleri
  • Uyku sorunları
  • Dikkat ve odaklanma güçlükleri
  • Tekrarlayan düşünceler ve davranışlar
  • Öfke kontrolü ile ilgili zorluklar
  • İlişki problemleri
  • Travmatik yaşantılar sonrası devam eden belirtiler
  • Alkol veya madde kullanımında kontrol kaybı

Bu belirtiler tek başına belirli bir tanıyı göstermez. Psikiyatrik değerlendirme, belirtileri kişinin yaşam öyküsü ve mevcut koşulları içinde anlamaya çalışır.

Antalya'da psikiyatrist seçerken nelere dikkat edilmeli?

Uzmanlık ve eğitim

Seçim yapılırken mesleki unvan, uzmanlık eğitimi ve çalışma alanları incelenmelidir. Psikoterapi desteği düşünülüyorsa bu alandaki eğitim ve deneyim de önemlidir.

Tedavi yaklaşımı

Ruhsal belirtiler çoğu zaman yalnızca biyolojik nedenlerle açıklanamaz. Yaşam olayları, ilişkiler, stres faktörleri ve kişisel özellikler de değerlendirme sürecinin bir parçasıdır. Bu nedenle bütüncül bir yaklaşım önem taşır.

İletişim ve güven ilişkisi

İlk görüşmede kişinin kendisini rahat ifade edebilmesi, sorularını sorabilmesi ve önerilen yaklaşımı anlayabilmesi önemlidir. Tedavi süreci, hasta ve hekim arasında kurulan iş birliği üzerine şekillenir.

Ulaşım ve süreklilik

Psikiyatrik takip ve psikoterapi çoğu zaman düzenli görüşmeler gerektirir. Antalya'da özellikle Konyaaltı ve çevresinde yaşayan kişiler için ulaşılabilir bir konum, tedavi sürekliliğini kolaylaştırabilir.

İlk psikiyatri görüşmesinde neler konuşulur?

İlk görüşmede yaşanan belirtiler, bunların başlangıcı, günlük yaşama etkileri, geçmiş tedaviler, uyku düzeni, kullanılan ilaçlar ve önemli yaşam olayları ele alınabilir.

Bazı durumlarda ilk görüşmenin sonunda bir tedavi planı oluşturulabilir. Bazı durumlarda ise daha ayrıntılı değerlendirme gerekebilir.

Psikiyatriste başvurmak ilaç kullanmak anlamına mı gelir?

Hayır. Psikiyatriste başvurmak otomatik olarak ilaç tedavisine başlanacağı anlamına gelmez.

Tedavi planı; belirtilerin şiddetine, süresine ve kişinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Bazı durumlarda psikoterapi, bazı durumlarda ilaç tedavisi, bazı durumlarda ise her iki yaklaşım birlikte önerilebilir.

Antalya Konyaaltı'nda psikiyatri ve psikoterapi

Dr. Ali Barlas Koçak, Antalya Konyaaltı'ndaki özel muayenehanesinde psikiyatrik değerlendirme ve psikoterapi görüşmeleri yürütmektedir.

Görüşmelerde ruhsal belirtiler yalnızca tanısal kategoriler üzerinden değil, kişinin yaşam koşulları, ilişkileri, geçmiş deneyimleri ve güncel ihtiyaçlarıyla birlikte değerlendirilir.

Muayenehane Antalya'nın Konyaaltı ilçesi Altınkum Mahallesi'nde yer almaktadır.


Sık Sorulan Sorular

Psikiyatrist ile ilk görüşme ne kadar sürer?

İlk görüşmeler, kişinin öyküsünün ayrıntılı olarak değerlendirilmesi nedeniyle takip görüşmelerinden daha kapsamlı olabilir. Yaklaşık 50 dk sürebilmektedir.

Psikoterapi ne kadar sürer?

Psikoterapinin süresi başvuru nedeni, hedefler ve kullanılan yönteme göre değişiklik gösterir. Süreç odaklı terapiler daha kısa (günler-haftalar) sürerken, kişlik yapısına yönelik terapiler çok daha uzun (aylar-yıllar) sürebilir.

Psikiyatri ilaçları bağımlılık yapar mı?

Tüm psikiyatrik ilaçlar aynı özellikte değildir. Uygun tedavi planı ve takip süreci hakkında ayrıntılı bilgi değerlendirme sonrasında verilebilir. Genel konuşmak gerekirse halk arasında antidepresan adıyla bilinen serotonin geri alım inhibitörleri bağımlılık yapmaz. 


Dr. Ali Barlas Koçak
Psikiyatrist | Psikoterapist

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Tanı ve tedavi yerine geçmez.

Son Güncelleme: Ekim 2026

Trafikteki Agresif Davranışların Altında Ne Olabilir?


Antalya'ya taşındığımdan bu yana sıkça karşılaştığım trafik kavgaları bana bu video için ilham oluşturdu. İyi seyirler.

A.B.Koçak

Özel Muayenehanede Sigorta Geçerli mi? (SGK, TSS ve ÖSS farkları)


Sigorta / Kurum Türü Muayenehanede Geçerli mi? Hastalar İçin Ne Anlama Geliyor? (Ne Yapmalısınız?)
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ❌ Hayır Kanun gereği (2008'den beri) özel muayenehanelerin SGK ile anlaşması yoktur. SGK muayene ücretini karşılamaz.
Tamamlayıcı Sağlık Sigortası (TSS) ❌ Hayır TSS, sadece SGK anlaşması olan hastanelerde geçerlidir. Muayenehanelerin SGK anlaşması olamadığı için TSS poliçenizi buralarda kullanamazsınız.
Özel Sağlık Sigortası (ÖSS) / Yabancı Sigortalar / Grup Poliçeleri ✅ Evet
(Hekimin anlaşması varsa)
Doktorunuzun sigorta şirketinizle veya kurumunuzla özel bir anlaşması varsa, muayenehanede ücretsiz veya indirimli muayene olabilirsiniz. Gitmeden önce doktorunuza sorunuz.
Anlaşmasız Sigortalar (Fatura İbrazı ile) ⚠️ Poliçenize Bağlı Doktorunuzun sigortanızla anlaşması olmasa bile, muayene ücretini ödeyip faturanızı sigorta şirketinize göndererek paranızın bir kısmını veya tamamını geri alabilirsiniz.
(Bunun için sigorta şirketinizi arayıp poliçe şartlarınızı öğrenmelisiniz).

Hangi özel sigortanın özel muayene ücretini karşıladığı karmaşık bir konu. Bu sorunla pratikte sıkça karşılaşıyoruz.

Şöyle yanıtlayayım:

Tamamlayıcı Sağlık Sigortası (TSS) mevzuatı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile anlaşmalı özel hastane ve tıp merkezlerinde oluşan fark ücretlerini kapatmak amacıyla tasarlanmıştır. Serbest muayenehane hekimlerinin SGK sisteminde faturalandırma ve provizyon yetkisi bulunmadığından, muayenehaneler TSS poliçe ağlarının tamamen dışındadır.

Aklınıza doğal olarak özel muayenehane hekimi SGK ile anlaşsa ne güzel olur diye bir fikir gelebilir ancak bu da 2008 yılında 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile engellenmiştir.

Muayenehane hekiminin kurumsal anlaşma zeminini yalnızca klasik Özel Sağlık Sigortası (ÖSS) ürünleri, yabancı sağlık sigortaları ve kurumsal grup poliçeleri ile sınırlandırılmıştır. İsteyen özel muayenehane hekimleri bu kurumlarla anlaşma yaparsa hastalar ücretsiz veya indirimli şekilde hizmetten yararlanabilirler.

Bazı kurum ve sigortalar ise anlaşması olsun olmasın herhangi bir muayene sonrasında fatura sunmak şartıyla ücretin bir kısmını veya tamamını hastaya ödeyebilmektedir.


Delüzyonel İnfestasyon (Parazitlenme Hezeyanı, Delüzyonel Parasitoz) Nedir?


Delüzyonel infestasyon (Dİ), kişinin deri, vücudu veya yaşadığı ortamın böcekler, parazitler, kurtlar, bakteriler ya da başka canlılar tarafından istila edildiğine dair sarsılmaz bir inanç geliştirdiği psikiyatrik bir bozukluktur. Yapılan tıbbi incelemelerde bu inancı doğrulayan nesnel kanıt bulunmaz. Buna rağmen kişi yaşadığı duyumların ve gözlemlerinin gerçek olduğuna inanır.

Hastalık yalnızca bir düşünce bozukluğu değildir; çoğu hastada kaşıntı, batma, yanma, sürünme veya deri altında hareket hissi gibi yoğun bedensel yakınmalar da bulunur.

Ne Sıklıkla Görülür?

Delüzyonel infestasyon nadir görülen bir psikiyatrik tablodur.

- Daha çok orta ve ileri yaşlarda görülür.
- Kadınlarda bir miktar daha sık bildirilmiştir.
- Hastaların önemli bölümü ilk olarak dermatoloji, enfeksiyon hastalıkları veya aile hekimliği kliniklerine başvurur.
- Vakaların yaklaşık %60'ı ikincil (sekonder) formdadır ve başka bir tıbbi veya psikiyatrik durumla ilişkilidir.


Belirtileri Nelerdir?

Hastalarda aşağıdaki yakınmalar görülebilir:

- Deride böceklerin gezindiği hissi
- Deri altında hareket etme veya sürünme hissi
- Kaşıntı ve yanma
- Batma veya iğnelenme hissi
- Deriden lif, iplik veya yabancı maddeler çıktığını düşünme
- Sürekli ayna karşısında inceleme yapma
- Deriyi kazıma, sıkma veya temizleme davranışları
- Ciltte yaralar ve enfeksiyonlar oluşması



Delüzyonel İnfestasyonun Türleri


Primer (Birincil) Delüzyonel İnfestasyon

Altta yatan başka bir tıbbi veya psikiyatrik bozukluk olmadan ortaya çıkar.
Bu hastalarda:
- Parazitlenme düşüncesi temel yakınmadır.
- Günlük yaşamın diğer alanlarında düşünce süreçleri çoğu zaman korunmuştur.
- Hastaların yaklaşık %80'i yalnızca bu tek hezeyan etrafında belirtiler gösterir.



Sekonder (İkincil) Delüzyonel İnfestasyon

Vakaların yaklaşık %60'ını oluşturur.
Bu durumda belirtiler;
- Bir bedensel hastalığa,
- Nörolojik bir soruna,
- Psikiyatrik bir bozukluğa,
- Madde kullanımına,
- İlaç yan etkilerine
bağlı olarak ortaya çıkar.




Hangi Hastalıklarla Birlikte Görülebilir?

Psikiyatrik Nedenler
- Depresyon
- Anksiyete bozuklukları
- Obsesif kompulsif bozukluk
- Kişilik bozuklukları
- Şizofreni
- Sanrısal bozukluklar
- Demans

Şizofreni ile ilişkili vakalarda kişinin düşünce yapısında daha yaygın bozulmalar, tuhaf davranışlar ve farklı türde sanrılar görülebilir.


Nörolojik Nedenler
- Alzheimer hastalığı
- Demans
- İnme (felç)
- Beyin damar hastalıkları
- Multipl skleroz (MS)
- Beyin dokusunu etkileyen yapısal hastalıklar
- B12 eksikliğine bağlı nörolojik bozukluklar

Araştırmalar, beynin özellikle duyusal algı, muhakeme ve bedensel farkındalıkla ilişkili bölgelerinde işlevsel değişiklikler olabileceğini göstermektedir.

-Dahili Hastalıklar
- Diyabet
- Anemi
- B12 vitamini eksikliği
- Kronik böbrek yetmezliği
- Karaciğer sirozu
- Kalp yetmezliği
- HIV/AIDS
- Bazı kanser türleri
- Otoimmün hastalıklar (Lupus, MS vb.)

Dermatolojik Hastalıklar
- Atopik dermatit
- Kronik ürtiker
- Folikülit
- Alerjik deri hastalıkları
- Uzun süreli kaşıntı ile seyreden cilt hastalıkları

Madde ve İlaçlarla İlişkili Durumlar
- Kokain kullanımı
- Esrar kullanımı
- Alkol yoksunluğu
- Bazı epilepsi ilaçları
- Dopamin agonistleri
- Bazı antibiyotikler

Özellikle uyarıcı maddelere bağlı gelişen vakalarda deri altında böcek dolaştığı hissi ortaya çıkabilir.



Paylaşılan (Ortak) Delüzyon Görülebilir mi?

Evet.

Delüzyonel infestasyon bazen aynı aileden veya yakın ilişkide olan iki ya da daha fazla kişide birlikte görülebilir. Buna "paylaşılmış psikotik bozukluk (Folie à deux)" adı verilir.

Bu durumda:
- Bir kişi sanrının kaynağıdır.
- Yakınındaki kişiler zamanla aynı inancı paylaşmaya başlar.
- Kişiler birbirinden ayrıldığında belirtiler bazen azalabilir veya tamamen düzelebilir.

Araştırmalar delüzyonel infestasyon hastalarının yaklaşık %10'unda bu tür ortak sanrıların görülebileceğini göstermektedir.


Hastalar Gerçekten Bir Şey Hissediyor mu?
Evet.
Hastaların yaşadığı yakınmalar hayal ürünü değildir. Kaşıntı, yanma, batma veya sürünme hissi gerçekten hissedilir. Ancak bu duyumların nedeni çoğu zaman parazitler değil, beynin duyusal bilgileri işleme biçimindeki değişiklikler veya altta yatan tıbbi/psikiyatrik durumlardır.
Bu nedenle hastaların yaşadığı sıkıntının ciddiye alınması ve kapsamlı şekilde değerlendirilmesi önemlidir.

Tedavisi Var mıdır?
Evet.
Tedavi planı hastalığın nedenine göre düzenlenir.

Tedavide:
- Psikiyatrik değerlendirme
- Dermatolojik inceleme
- Altta yatan tıbbi hastalıkların araştırılması
- Gerekli laboratuvar testleri
- Antipsikotik ilaç tedavileri
- Eşlik eden depresyon veya anksiyete tedavisi
uygulanabilir.

Erken dönemde tedavi edilen hastalarda yaşam kalitesi ve işlevsellik belirgin biçimde düzelebilmektedir.



Ne Zaman Yardım Alınmalıdır?

Aşağıdaki durumlarda psikiyatri değerlendirmesi önerilir:

- Tıbbi incelemelere rağmen parazit saptanmaması
- Kaşıntı ve uğraşların günlük yaşamı bozması
- Deride yaralar oluşması
- Sürekli ilaçlama veya temizlik yapılması
- Aile bireylerinin de aynı düşünceleri paylaşmaya başlaması
- Yakınmaların bir aydan uzun sürmesi

Unutulmamalıdır ki delüzyonel infestasyon kişinin "rol yaptığı" veya "abarttığı" bir durum değildir. Yaşanan sıkıntı gerçektir ve uygun psikiyatrik tedavi ile büyük ölçüde düzelebilir.



Sevgiler 

Dr Ali Barlas Koçak 

"But not the hypopotam" kitabı hakkında

Kitap Goodreads platformunda baya tartışılmış. Bazı ebeveynler çocukları üzülmesin diye mutlu son uydurmak zorunda kaldıklarından yakınmis. 



Bugün bir felsefe profesörünün derste bahsettiği çocuk kitabını okudum. (Hatta yapay zeka yardımıyla Türkçeye çevirttim yukarıya da resmini ekledim ) 

Diğer hayvanlar keyifle eğlenirken bir köşeden onları izleyen hipopotamın sonunda daveti geri cevirmeyerek arkadaş grubuna katılmasını anlatiyor. Çocuk kitaplarından alışkın olduğumuz mutlu son yok. Çünkü grubun dışında kalma döngüsü armodillo ile devam ediyor. 

Kitap, utangaç bir çocuğun "havalı çocukların" etkinliklerini dışarıdan izlerken hissettiği tuhaflığı anlatan klasik bir hikaye olarak degerlendirilebilir. Ancak alıcılarimizi biraz oynarsak hikayeyi diğer açılardan da görmeye baslariz. 

Hipopotamon arzusu bir gruba ait olma gibi. Herkesin bir gruba ait olma ve onaylanma ihtiyaci vardır ve bu çok doğaldır. 

Etkin bir tavırla gruba dahil olmayı istemekten cekinebilirsin ama en azından fırsatı değerlendirip"Evet!" deme cesaretini göstermek de hayatın akışını belirgin değiştirebilir. 

Bazen kimse sana "Git, seni istemiyorum" demese de dışlanmış hissedebilirsin. Sonra da kendi kendine kurban psikolojisi yaratarak bilerek gruptan izole kalırsın. 

Hikayede hayvan isimlerinin uyumu dikkatinizi çekti mi? Domuz/kunduz, eşek/köpek gibi geri kalan herkesin "kafiyeli" olduğu (birbirine uyum sağladığı) bir dünyada, farklı ve kafiyesiz "standart dışı" biri olmak da cesaret kırıcı olabilir. 

Hikayenin sonunda hipopotam neşeyle gruba dahil olurken, sayfanın köşesinde armadillonun dışarıda kalması hikayenin en vurucu kısmı. Öykü herkesi kapsayıcı olmak yerine daha az şanslı olanların dislandigi acı gerçeğini gösteriyor olmasın?  Toplumdaki dışlanma döngüsünün asla tam olarak bitmediğine ve biri gruba dahil olurken her zaman kıyıda köşede yalnız kalan başka birileri olabileceğine dair bir mesaj olabilir mi? Yoksa bir sonraki döngüde armadillo da gruba dahil olacak ve kimse açıkta kalmayacak mi? 



Online Görüşmeler Hakkında


Online psikiyatrik değerlendirme ve terapi hizmetleri, kliniğe fiziksel erişim imkanı kısıtlı olan veya kendi konfor alanında görüşmeyi tercih eden hastalar için güvenli, bilimsel ve etik standartlara uygun bir süreç sunar.

Görüşme Süreci ve Koşulları

  • Görüşme Süresi ve Formatı: Seanslar görüntülü ve sesli olarak uygulama üzerinden gerçekleştirilir. İlk psikiyatrik değerlendirme seansı ortalama 45-50 dakika sürmektedir.

  • Gizlilik ve Ortam Koşulu: Görüşmenin mahremiyeti ve verimliliği açısından hastanın seans boyunca yalnız bulunabileceği, gürültüden uzak ve başkaları tarafından duyulmayacak kapalı bir mekanda olması şarttır. Araç kullanırken veya toplu alanlarda seans gerçekleştirilemez. 

  • Teknik Hazırlık: Seans saatinden önce internet bağlantısı, kamera ve mikrofon kontrollerinin tamamlanmış olması rica olunur.

Reçete Standartları

  • E-Reçete: Klinik değerlendirme sonucunda medikal tedavi gerekli görüldüğü takdirde e-reçeteniz TİTCK Reçetem sistemi üzerinden düzenlenir ve tarafınıza SMS ile iletilir. Reçetenizi Türkiye’deki tüm eczanelerden temin edebilirsiniz.

  • Kısıtlı İlaç Kapsamı: Tıbbi mevzuat gereği Kırmızı ve Yeşil reçeteye tabi psikotrop ilaçların (stimülanlar, yeşil reçeteli anksiyolitikler vb.) ilk tanzimi online görüşmelerde yapılmamaktadır; bu grup ilaçlar yüz yüze muayene gerektirir.

  • Yurtdışı Reçeteler: Uluslararası tıbbi kurallar çevresinde hazırlanan reçeteler, bulunduğunuz ülkenin ana dilinde, aile hekiminiz veya eczanenizin kabul edeceği şekilde düzenlenir. Ayrıca gerekli görüldüğü takdirde hekiminize yönelik bilgilendirme notu eklenir. 

Online Görüşmenin Uygun Olmadığı Durumlar (Kriz Protokolü)

Online görüşmeler genel psikiyatrik takip ve terapi süreçleri için uygun olmakla birlikte aşağıdaki durumlarda hizmet sunulamamaktadır:

  • Aktif kendine/başkasına zarar verme düşüncelerinin varlığı,

  • Akut psikotik tablolar veya kontrol sağlanamayan şiddetli ajitasyon durumları,

  • Yakın tıbbi müdahale ve yataklı kurum takibi gerektiren kriz durumları.

Bu tür acil durumlarda zaman kaybetmeden en yakın hastanenin acil servisine başvurulması gerekmektedir.

Mahremiyet, Kayıt Yasağı ve Ödeme

  • Kayıt Yasağı: Hasta hakları ve tıbbi gizlilik ilkeleri uyarınca görüşmeler sırasında hekim veya hasta tarafından kesinlikle ses veya görüntü kaydı alınamaz.

  • Randevu Onayı: Randevular ödeme sürecinin tamamlanmasıyla kesinleşir. Seans iptali veya tarih değişikliği taleplerinin en geç 24 saat öncesinden iletilmesi gerekmektedir.

Detaylı bilgi almak ve randevu takvimini incelemek için [WhatsApp / İletişim Butonu] üzerinden bizimle iletişime geçebilirsiniz.


Fotoğraf: Atlantic Ambience: https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/kisi-kadin-dizustu-bilgisayar-calismak-12498875/


Ahlaki Mazoşizm: "Saçımı Süpürge Ettim"




Hayatınızda ne zaman işler yolunda gitse içinizi sebepsiz bir huzursuzluk kaplıyor mu? Ya da çevrenizde "Ben sizin için saçımı süpürge ettim" diyerek kendi hayatını hiçe sayan, ama bu mağduriyetle örtük bir ahlaki üstünlük kuran insanlara rastladınız mı? Bu durumları ahlaki mazoşizm  başlığı altında inceleyebiliriz.

Buradaki “mazoşizm” kelimesi çoğu kişinin düşündüğü gibi yalnızca fiziksel acı veya cinsellikle ilgili değil. Ahlaki mazoşizm daha çok kişinin suçluluk, kendini cezalandırma, fedakârlık ve kendini değersizleştirme üzerinden bir tür psikolojik rahatlama sağlaması ile ilgili.

Kendi Kendimizi Cezalandırma Mekanizması

Ahlaki mazoşizm, kişinin bilinçdışı bir suçluluk duygusunu yatıştırmak için farkında olmadan kendi felaketini hazırlamasıdır. Klinik pratikte bu durumu iki temel kuramsal yaklaşımla şöyle anlatabilirim:

  • İlişkisel Kökler (Nesne İlişkileri): Çocuklukta ancak acı çektiğinizde, mağdur olduğunuzda ya da kendi ihtiyaçlarınızdan vazgeçtiğinizde onay gördüyseniz; zihniniz sevgiyi acıyla eşleştirir. Sizi ihmal eden veya cezalandıran figürlerle bağınızı koparmamak için, büyüdüğünüzde o cezayı kendi kendinize kesmeye devam edersiniz.

  • Özgürlükten Kaçış (Varoluşçu Görüş): Kendi hayatının sorumluluğunu almak, seçim yapmak ve varoluşsal kaygıyla yüzleşmek cesaret ister. Kendini "kurban" konumunda tutmak, kişiyi özgürlüğün getirdiği ağır sorumluluktan muaf tutar. "Kaderim böyle" demek, seçim yapmaktan  daha kolaydır. Çok acı biberi yeme riskindense daha az acı biberi sürekli ağızda tutmaya benzer.

Ahlaki Mazoşizmin Günlük Yaşamdaki İzleri

  • Mutlu veya huzurlu hissettiğiniz anlarda aniden beliren "Kesin kötü bir şey olacak" kaygısı.

  • Sizi yıpratan, sınırlarınıza saygı duymayan insanlara hayır diyememek (hayır demeyi istememek de diyebiliriz) ve bu duruma katlanmayı bir iyilik sanmak.

  • Kendi başarılarınızı küçümseyip, çektiğiniz çilelerle gurur duyma eğilimi.

  • Kendi adına bir şey talep ederken yoğun bir utanç veya suçluluk hissetmek.

Acı çekmek geçmişten taşınan ve artık işlevini yitirmiş bir savunma mekanizmasıdır. Hak ettiğiniz huzuru yaşayabilmek, ancak bu acının arkasındaki örtük kazançlarla yüzleşmekle mümkündür.


İleri Okumalar

  • Ahlaki Mazoşizmin Psikanalitik Kökleri:

    • Sigmund Freud — Haz İlkesinin Ötesinde & Mazoşizmin Ekonomik Problemi (Bilinçdışı suçluluk ve kendini cezalandırma dinamikleri üzerine)

  • İlişkiler ve Kişilik Örgütlenmesi:

    • Nancy McWilliams — Psikanalitik Teşhis (Mazoşistik ve kendini sabote eden kişilik yapılarını klinik örneklerle anlamak için)

  • Varoluşçu Perspektif ve Kurban Rolü:

    • Erich Fromm — Özgürlükten Kaçış (Sorumluluktan kaçınma ve kurban konumunun örtük konforu üzerine)

    • Irvin Yalom — Varoluşçu Psikoterapi (Kendi hayatının mimarı olma kaygısı ve savunma mekanizmaları)

(Görsel, Gemini AI ile oluşturuldu.)


Varoluşçu Psikoterapiye Dair


Gündelik hayatın hızı içinde zaman zaman kendimize yabancılaştığımızı hissedebiliriz. Varoluşçu psikoterapiler, bu yabancılaşma hissini anlamlandırmaya çalışırken hepimizin zaman zaman kendine sorduğu o temel sorunun peşine düşer: "Daha iyi bir hayat nasıl mümkün olabilir?"
Bu sorunun cevabını yalnızca dışarıdaki başarılarda veya başkalarının onayında aramak kalıcı bir çözüm sağlamaz. Daha iyi bir hayatın inşaası, insanın kendi içsel gerçekliğine dönmesi ve kendini tanımasıyla başlar.


Her insan kendini görmek için bir aynaya ihtiyaç duyar. Veya bir denizi keşfetmek elinizde bir harita varken daha kolaydır.  Terapi de kendimizi tanımanın, kendimizi keşfetmenin pratik bir yolu olarak görülebilir. 


Çoğu zaman terapi odasına adım atmamızın oldukça somut sebepleri vardır. Sürece genellikle şu tür sorulara cevap aramak için başlarız:
"Koyduğum hedeflere neden bir türlü ulaşamıyorum?"
"İnsan ilişkilerinde neden benzer sorunlar yaşıyorum?"
Varoluşçu terapi, bizi kilitleyen bu güncel sorunları birer giriş kapısı olarak kabul eder ve bunların altındaki asıl dinamikleri anlamamıza yardımcı olur.


Klinik pratiğimde insanı sadece taşıdığı semptomlardan ibaret görmeyen fenomenolojik ve varoluşçu ekolü benimsiyorum. Terapi sürecini, bireyin eksiklerini onarmaktan ziyade, kişinin kendi gerçekliğine ve özgünlüğüne alan açması olarak değerlendiriyorum. Buradaki temel amaç; kişinin dış dünyadaki imajını cilalaması değil, kendi doğasını anlayarak dünyayla ve çevresiyle daha sahici bağlar kurabilmesidir.



Terapinin Çerçevesi ve Sınırları
İnsanın iç dünyasını keşfetmesi uçsuz bucaksız bir süreç olsa da, psikoterapinin belirli bir çerçevesi olmalıdır. Sınırların olmadığı bir yapı, odaklanmayı ve hedefe ulaşmayı zorlaştırır. İhtiyaç duyduğumuz cevapları ararken başlattığımız bu sürecin şeffaf ve net kuralları vardır.
Klinik uygulamamda bu çerçevenin sınırları şu şekildedir:
Seans Sıklığı: Sürecin yapısına ve kişinin ihtiyacına göre görüşmeler haftada 1 ya da 2 kez gerçekleştirilir.
Süreç Sınırı: Terapinin nihai amacı, kişiyi sürece bağımlı kılmak değil; kendi hayatının sorumluluğunu alacak beceriyi kazandırmaktır. İnsanın kendiyle çalışmasının sonsuz bir döngüye dönüşmemesi için seanslara bir sınır koyarız. Bu doğrultuda süreç genellikle 6 ay ile 2 yıl arasında tamamlanacak şekilde planlanır.
Terapi, bu güvenli ve belirli çerçeve içinde kişinin kendi potansiyelini keşfetmesi ve yaşamının sorumluluğunu eline alması için sunulan profesyonel bir yol arkadaşlığıdır.


Kaygılı Dönemlerde Dingin Kalmak: Anksiyeteyle Başa Çıkmak İçin Kanıtlanmış 3 Yöntem

 

Hepimiz zaman zaman "Ya işler yolunda gitmezse?", "Ya hata yaparsam?" gibi düşüncelere kapılırız ve kaygılanırız. Kaygı (anksiyete), aslında beynimizin bizi tehlikelere karşı uyaran doğal bir alarm sistemidir. Ancak bu yangın alarm sistemi bozulup ortada bir yangın yokken sürekli çalmaya başladığında hayat kalitemizi düşürür.

Klinik pratiğimde sıkça gördüğüm bir gerçek var: Kaygıyı tamamen yok etmeye çalışmak onu daha da güçlendirir. Bunun için asıl hedef kaygıyı yönetilebilir bir seviyeye çekmek olmalı. İşte size hafif orta şiddette kaygı şikayeti olanlarda işe yarayacağını düşündüğüm, kendi kendinize uygulayabileceğiniz, bilimin ışığında derlediğim 3 pratik yol haritası.






1. Zihni Eğitmek: Bilişsel Davranışçı Teknikler (BDT)

Kaygı, olayların kendisinden değil, olaylara yüklediğimiz ANLAMLARDAN beslenir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), bu hatalı anlamlandırmaları düzeltmeyi hedefler.

  • "Durdur ve Sorgula" Tekniği: Kaygılı bir düşünce (Örn: "Toplantıda kesin rezil olacağım") aklınıza geldiğinde, ona hemen inanmayın. Kendinize bir avukat gibi şu soruları sorun:

    • "Bunun olacağına dair elimde somut bir kanıt var mı?"

    • "En kötü ne olabilir? Ve bu olursa, bununla başa çıkabilir miyim?"

    • Pratik İpucu: Düşüncelerinizi bir kağıda yazmak, onları zihninizden çıkarıp somutlaştırır ve mantıksız yanlarını görmenizi sağlar.

  • "Endişe Saati" Uygulaması: Gün boyu gelen kaygılı düşünceleri kovmaya çalışmayın. Kendinize şunu söyleyin: "Sizi şu an değil, akşam saat 20:00 ile 20:20 arasında düşüneceğim."

    • Gün içinde kaygı gelirse not alın ve erteleyin.

    • O saat geldiğinde (sadece 20 dakika) hislerinizi doyasıya yaşayın. Süre bitince konuyu kapatmaya çalışın. "Şimdilik bu kadar, yarın toplantımıza devam edelim" diyebilirsiniz. Bu yöntem size endişe yaratan düşünceler yöntebildiğinizi gösterir.







2. Bedeni Harekete Geçirmek: Spor Yapmak Gerçekten Faydalı

Kaygılandığımızda vücudumuz "Savaş veya Kaç" tepkisi verir ve kana adrenalin ile kortizol pompalar. Eğer oturup düşünmeye devam ederseniz bu enerji vücutta sıkışır ve çarpıntı, kas gerginliği, huzursuzluk yapar. Yani yakıt pompalanıyor ama motor çalışmıyor gibi düşünün. Bir süre sonra motor boğulur değil mi?

  • Neden Hareket Etmelisiniz? Egzersiz yapmak, kanda biriken bu stres hormonlarını (kortizol) yakmanın en hızlı yoludur. Ayrıca beyinde doğal ağrı kesici ve sakinleştirici etkileri bilinen Endorfin ve BDNF (Beyin Türevli Nörotrofik Faktör) salgılanmasını sağlar.

  • Ne Yapmalı?

    • Akut Kaygı İçin (Yoğun kaygı yaşadığınız anda veya müsait olduğunuzda yapın): Tempolu yürüyüş, koşu veya yüzme. Nabzı yükseltmek, panik enerjisini boşaltır.

    • Kronik Stres İçin (Gün içinde devam eden kaygınız varsa daha sakin olduğunuz müsait bir zamanda yapın): Yoga veya Pilates. Bu egzersizler kaslardaki (özellikle boyun ve sırt) kronik gerginliği çözer ve vagus sinirini uyararak parasempatik (sakinleşme) sistemi devreye sokar.





3. "Şimdi"de Kalmak: Meditasyon ve Nefes

Kaygı her zaman "Gelecek" ile ilgilidir ("Ya şöyle olursa..."). Depresyon ise genelde "Geçmiş" ile ilgilidir ("Keşke yapmasaydım..."). Bence meditasyonun amacı zihni boşaltmak değildir. Zihni "Şimdi"ye getirmek şunu amaçlar: "İster gelecek ister geçmişle ilgili olsun şu an aklımdan neler geçiyor? Şu an benim içim nasıl?" Farkına vardıklarımız şöyle olabilir : "içim sıkılıyor, yarınki sınavla ilgili korkuyorum ya başaaramazsam, borçlarım yaklşaıyor ödeyememekten korkuyorum" Gördüğünüz gibi şimdi de kalmak bize sıkıntı yaratan düşünceleri yakalamakla ilgili, onlardan kaçmakla değil. Bu düşünceleri ve duyguları farkedip isimlendirmek bile çoğunlukla iç sıkıntısını azaltır. 

  • 4-7-8 Nefes Tekniği (Biyolojik Fren): Kaygı anında nefesimiz sıklaşır ve yüzeyselleşir. Bunu tersine çevirmek beyni tehlike geçti moduna sokar. (Sürelere çok takılmayın aşağı yukarı bir şeyler de olur, önemli olan çok hızlı nefes alıp vermemeniz, değilse kaygınız azamak yerine artabilir)

    1. Burnunuzdan 4 saniyede derin bir nefes alın.

    2. Nefesi 7 saniye boyunca tutun.

    3. Ağzınızdan (ıslık çalar gibi yavaşça) 8 saniyede yavaşça verin.

    • Bunu 5 tur yapın. Kalp atışınızın yavaşladığını göreceksiniz.

  • 5 Duyu (Topraklanma) Egzersizi: Panik anında gerçeklikten kopmuş gibi hissederseniz şunu yapın:

    • Gözünüzle gördüğünüz 5 nesneyi sayın.

    • Dokunabildiğiniz 4 şeyi hissedin (kumaş, masa, kendi eliniz).

    • Duyduğunuz 3 sesi fark edin.

    • Kokladığınız 2 kokuyu ayırt edin.

    • Tattığınız 1 tadı (veya ağzınızın tadını) fark edin.

    • Bu egzersiz, uçuşan zihni tekrar bedene ve şu ana kilitler.


Sonuç Olarak

Kaygı, hayatın bir parçasıdır ancak direksiyonu ona bırakmak zorunda değilsiniz. Zihinsel teknikler, düzenli hareket ve doğru nefes ile o alarm sisteminin sesini kısabilirsiniz.

Unutmayın; bu yöntemler yaşam kalitenizi artırmak içindir. Eğer kaygınız işlevselliğinizi (iş, okul, ilişkiler) bozacak düzeydeyse, bu tıbbi bir durumdur. Böyle durumlarda psikiyatriste danışmak iyileşme sürecinin en önemli adımıdır.

Sağlıklı ve farkındalığı yüksek günler dilerim.

Dr. Ali Barlas Koçak

Psikiyatri İlaçları , Antidepresanlar Kilo Aldırır mı?




Bu bizim sık duyduğumuz bir soru. Burada genelde kastedilen antidepresan ilaçlar SSRI'lar yani serotonin üzerinden etki edenler oluyor.

Genelde kilo alımı ilaçların iştah açma mekanizmasıyla olur. Yani iştahınz açılır, siz de çok yerseniz kilo alırsınız. 

Bunu Fren Mekanizmasının gecikmesi benzetmesiyle anlatmak iyi oluyor. 

İlaçların yaptığı en büyük etki, beynindeki "Doydum, artık dur" sinyalini biraz geciktirmesi. Normalde yarım tabak yiyince doydum derken, ilaçlayken beyin tokluk sinyalini bir süre mesela 10 dakika geç gönderiyor. Siz de o arada fazladan birkaç kaşık veya tabak daha yemiş oluyorsunuz. Yani ilaç zorla yemek yedirmiyor ama sofradan kalkmanızı zorlaştırıyor. Özellikle de hamur işi ve tatlılara karşı bir zaaf yaratıyor. 


Ayrıca iyileşmeye bağlı da kilo alımını sıkça görürüz. Yani hastanın depresif belirtileri (iştah azalması da buna dahil) tedaviyle birlikte yavaşça azalır ve iştah da eskiden olduğu gibi normal seviyesine yükselir. Dolayısıyla iştah artar, hasta yemek yemeye başlar ve süreç kilo alımıyla sonuçlanır.


İyi Haber: Üstteki 2 durumda da ,SİZ, yemek yemeyi azaltırsanız ve hele ki üzerine bir de fiziksel egzersizlere başlarsanız kilo almaz hatta kilo verirsiniz.


Bunun dışında bazı ilaçlar nadiren ödeme sebep olarak kilo aldırabilir. Bu durumda özellikle eklem bölgelerindeki (ayak el bileği gibi) şişlik dikkat çekicidir. Ödem genelde ilacın değiştirilmesiyle günler içinde geriler.


Umarım yararlı olmuştur.


Sevgilerimle


Dr. B

Hayatınızın Kalitesini Artırın: İyi Bir Uykunun Altın Kuralları





​Merhaba,

Yıllar içinde gördüğüm bir gerçek var: Ruh sağlığımız, ne yediğimizden, ne düşündüğümüzden ve en önemlisi nasıl uyuduğumuzdan ayrılamaz.

​Pek çoğumuz uykuyu "boşa geçen zaman" veya "yapılacak işler listesindeki son madde" olarak görüyoruz. Oysa uyku, bir lüks değil, hayati bir ihtiyaçtır. Beynimizin gün içinde biriken toksinlerden temizlendiği, anıların organize edildiği, duyguların düzenlendiği ve bedenin kendini onardığı kutsal bir zamandır.

​İyi uyuyamamak bir "kader" değildir. Çoğu zaman, farkında olmadan yaptığımız küçük hatalardan kaynaklanır. İşte bu küçük ama etkili alışkanlıkları düzeltme işine biz "Uyku Hijyeni" diyoruz.
​İşte size bilimin ve tecrübenin süzgecinden geçmiş, kolayca uygulanabilir pratik öneriler ve bu önerilerin "neden" işe yaradığının mantığı.
​Uyku Hijyeninin Mantığı: Beynimize "Doğru Sinyali" Vermek

​Beynimizin içinde, adeta bir orkestra şefi gibi çalışan bir "iç saat" (Sirkadiyen Ritim) vardır. Bu saat, ne zaman uyanık olacağımızı, ne zaman uyuyacağımızı yönetir. Amacımız, yaşam tarzımızla bu iç saatin ritmini bozmak değil, onu desteklemektir.

​Bilişsel Davranışçı Terapide (BDT) sıkça kullandığımız bir prensip vardır: Beynimiz alışkanlıkları sever ve etiketlemeye bayılır. Eğer yatağınızı sadece "uyku yeri" olarak etiketlerseniz, oraya yattığınızda beyniniz otomatik olarak uyku moduna geçmeye başlar. Ama yatakta yemek yer, televizyon izler, e-postalarınıza bakarsanız, beyninizin kafası karışır. Yatağı "yaşam alanı" olarak etiketler ve uyku sinyalini vermez.
​İşte bu mantıkla, beynimize doğru sinyalleri gönderecek 7 pratik adım:
​Pratik Uyku Hijyeni Önerileri
​1. Saatinizi Kurun (Sadece Sabah İçin Değil!)
​Ne Yapmalı: Her gün, hafta sonları dahil, aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya çalışın.
​Mantığı Nedir: Vücudun iç saatini (sirkadiyen ritmi) kurmanın ve güçlendirmenin en etkili yoludur. Vücudunuz bir süre sonra alarm çalmadan hemen önce uyanmaya başlar, çünkü ritmi öğrenmiştir. Disiplin, biyolojik saatinizin en iyi dostudur.












​2. Yatak Odanız "Uyku Mağarası" Olsun
​Ne Yapmalı: Yatak odanızı serin, sessiz ve zifiri karanlık tutun. Yatağınızı sadece uyku ve cinsel yaşam için kullanın.
​Mantığı Nedir: Karanlık, beynimize "melatonin" yani uyku hormonunu salgılaması için sinyal gönderir. En ufak bir ışık (sokak lambası, telefon ışığı) bu üretimi bozabilir. Sessizlik ve serinlik (ideal olarak 18-20 derece) vücuda "dinlenme moduna geç" emrini verir.

​3. Yatmadan Önce "Fişi Çekin" (Ekran Detoksu)
​Ne Yapmalı: Uyumadan en az 1 saat önce telefon, tablet, televizyon gibi tüm mavi ışık yayan ekranları kapatın.
​Mantığı Nedir: Bu cihazların yaydığı "mavi ışık", beynimizi kandırır. Ona "Hâlâ gündüz, uyanık kal!" sinyali gönderir ve uyku hormonu melatoninin salgılanmasını engeller. Bu, modern psikofarmakolojide uykusuzluk için verdiğimiz ilaçların tam tersi bir etki yaratır.
​4. Akşam Yeme-İçme Kuralları
​Ne Yapmalı: Uykudan en az 3-4 saat önce ağır yemekleri bitirin. Öğleden sonradan itibaren çay, kahve, kola gibi kafeinli içeceklerden uzak durun. Alkole dikkat edin.
​Mantığı Nedir: Kafein, beynimizde uykuyu başlatan sinir yollarını bloke eden güçlü bir uyarıcıdır. Etkisi 6-8 saat sürebilir. Alkol ise sizi çabuk uyutur gibi görünse de, uykunun en dinlendirici olan derin (REM) aşamasını parçalar ve gece sık sık uyanmanıza neden olur.
​5. Gündüz Hareket, Gece Sükûnet
​Ne Yapmalı: Gün içinde düzenli egzersiz yapın (yürüyüş bile yeter). Ancak yatma saatine çok yakın (son 2-3 saat) ağır spor yapmaktan kaçının.
​Mantığı Nedir: Egzersiz, vücut ısısını artırır ve stres hormonlarını (kortizol) azaltır. Bu, sağlıklı bir "uyku basıncı" oluşturur. Ancak yatma saatine yakın yapılırsa, vücudu "savaş ya da kaç" moduna sokarak uyarıcı etki yapar (tıpkı bazı sinir uyarım sistemleri gibi) ve uykuya dalmayı zorlaştırır.
​6. "Düşünce Defteri" Tutun
​Ne Yapmalı: Yatağa girmeden 1 saat önce oturun ve aklınızdaki tüm endişeleri, "yarın yapılacaklar" listesini bir kağıda dökün.
​Mantığı Nedir: Bu, bilişsel terapide sıkça kullandığımız bir yöntemdir. Yastığa başınızı koyduğunuzda beyninize hücum eden o "varoluşsal kaygıları" veya "bitmemiş işler" hissini yatıştırmanın yoludur. Onları kağıda dökerek beyninize "Merak etme, bunlar kayıt altında, şimdi uyuyabilirsin" mesajı verirsiniz.


​7. Yatakta "Dönüp Durmayın" (20 Dakika Kuralı)
​Ne Yapmalı: Yatağa girdiniz ve 20 dakika içinde uyuyamadınız mı? Zorlamayın. Kalkın, başka bir odaya gidin. Loş ışıkta sıkıcı bir kitap okuyun veya sakin bir müzik dinleyin. Ne zaman ki uykunuz gelir, o zaman yatağa dönün.
​Mantığı Nedir: Bu, Bilişsel Davranışçı Terapinin en temel kuralıdır. Eğer yatakta dönüp durursanız, beyniniz yatağı "uykusuzluk, endişe ve başarısızlık" ile ilişkilendirir. Buna "şartlanmış uykusuzluk" deriz. Kalkarak bu olumsuz bağlantıyı kırarız.
​Son Söz: Ya Bunlar İşe Yaramazsa?
​Bu öneriler, çoğu insanın uyku kalitesini ciddi oranda artırır. Ancak bazen, tüm çabalara rağmen uykusuzluk devam edebilir.
​Bu bir "iradesizlik" veya "başarısızlık" değildir.
​Bazen altta yatan bir depresyon, yoğun bir kaygı bozukluğu, bir travma (analitik terapide çalıştığımız derin kökler) veya horlama ile kendini gösteren "uyku apnesi" gibi tıbbi bir durum olabilir.
​Eğer uyku sorununuz kronikleşirse, lütfen bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin. Bazen ilaç tedavileri (psikofarmakoloji), bazen de tDCS/tVNS gibi beyin uyarım teknikleri ile bu döngüyü kırmak gerekebilir.

​İyi bir uyku, daha berrak bir zihin, daha dengeli duygular ve daha sağlıklı bir oluş demektir.

​Sağlıkla kalın.

Düşünce Hataları - Pratik Bir Liste

 





Zihnimiz, karmaşık ve bir o kadar da harika bir mekanizma. Bazen bu mekanizma, bize pek de hizmet etmeyen, adeta otomatik pilota bağlanmış gibi tekrarlayan düşünce alışkanlıkları geliştirir. Biz bunlara "düşünce hataları" veya "bilişsel çarpıtmalar" diyoruz.

Bu düşünce hataları, ruh halimizi, davranışlarımızı ve hatta organlarımızın çalışmasını (kalp hızı, bağırsak çalışması, mide hareketleri vs) doğrudan etkiler. Aslında olayların kendisinden çok, o olayları nasıl yorumladığımız, onlara hangi anlamları yüklediğimiz bizi üzer ya da sevindirir.





Unutmayın, bu düşünce kalıpları hepimizde zaman zaman görülebilir. Mesele, bunları hiç yapmamak değil, farkına varıp zihnimizin direksiyonuna tekrar geçmektir. İşte size, halkın anlayabileceği dilden, en sık karşılaştığımız bazı düşünce hatalarının bir listesi:


Sık Karşılaşılan Düşünce Hataları (Düşünce Tuzakları)

1. Ya Hep Ya Hiç Düşüncesi (Siyah-Beyaz Düşünce) Olayları ve insanları sadece iki uç noktada, siyah ya da beyaz gibi görme eğilimidir. Gri tonları, yani ara olasılıkları gözden kaçırırsınız. Mükemmel olmayan her şey, tam bir başarısızlık olarak görülür.

  • Örnek: "Sunumumda bir kelimeyi unuttum, bu yüzden tam bir fiyaskoydu." ya da "Bu diyeti bir gün bozdum, artık tamamen başarısız oldum."
  • Alternatifi: Hayatın ve performansın bir bütün olduğunu, küçük hataların genel başarıyı ortadan kaldırmadığını kendinize hatırlatın.

2. Aşırı Genelleme Tek bir olumsuz olayı, sanki hayat boyu sürecek bir yenilgi döngüsünün kanıtıymış gibi görmektir. Bir kez başınıza gelen bir şeyin, her zaman olacağına inanırsınız.

  • Örnek: Bir iş görüşmesi kötü geçince, "Ben asla bir iş bulamayacağım." diye düşünmek.
  • Alternatifi: Her durumun kendi içinde özel olduğunu ve bir deneyimin sonucunun gelecekteki tüm deneyimleri belirlemediğini fark edin.

3. Zihinsel Filtre (Seçici Algılama) Bir durumdaki tek bir olumsuz detaya takılıp kalmak ve o durumun diğer tüm olumlu yönlerini görmezden gelmektir. Sanki bir damla mürekkebin bütün bir sürahi suyu bulandırması gibi.

  • Örnek: Patronunuzun performansınızla ilgili yaptığı 10 olumlu yorumu unutup, tek bir yapıcı eleştirisine günlerce takılı kalmak.
  • Alternatifi: Resmin bütününe bakmaya çalışın. Olumsuzun yanında hangi olumlu veya nötr detaylar var? Bunları bilinçli olarak listelemek işe yarayabilir.





4. Olumluyu Geçersiz Kılmak Kendi başarılarınızı ve olumlu deneyimlerinizi "şans eseriydi," "sayılmaz," "herkes yapardı" gibi düşüncelerle önemsizleştirmektir. Bu, zihinsel filtrenin bir adım ötesidir; olumluyu görürsünüz ama onu hemen geçersiz kılarsınız.

  • Örnek: Aldığınız bir övgü için, "Sadece nazik olmak için söylüyor." diye düşünmek.
  • Alternatifi: Teşekkür etmeyi ve iltifatı kabul etmeyi öğrenin. Başarınızın arkasındaki emeğinizi ve yeteneğinizi kendinize hatırlatın.

5. Sonuçlara Atlama Elinizde yeterli kanıt olmadan olumsuz sonuçlara varmaktır. İki yaygın türü vardır:

  • Akıl Okuma: Başkalarının sizin hakkınızda olumsuz düşündüğünü, yeterli delil olmadan varsaymaktır.
    • Örnek: "Selam verdiğimde yüzüme pek bakmadı, kesin bana sinirlendi."
  • Falcılık Yapmak (Felaketleştirme): İşlerin kesinlikle kötü gideceğine dair olumsuz bir beklentiye girmektir.
    • Örnek: "Bu sınava gireceğim ve kesinlikle kalacağım." ya da "Uçağa binersem kesin düşecek."

6. Büyütme (Felaketleştirme) ve Küçültme Hatalarınızı, korkularınızı veya kusurlarınızı abartırken (büyütme), olumlu yönlerinizi, başarılarınızı veya başkalarının kusurlarını küçümsemektir.

  • Örnek: Yaptığınız küçük bir hatayı "korkunç bir felaket" olarak görürken, büyük bir başarınızı "önemli bir şey değil" diye geçiştirmek.

7. Duygusal Mantık Yürütme Hissettiklerinizin, gerçeğin kendisi olduğuna inanmaktır. "Eğer böyle hissediyorsam, bu doğru olmalı." şeklinde düşünürsünüz.

  • Örnek: "Kendimi çok suçlu hissediyorum, demek ki kötü bir şey yaptım." ya da "Çok kaygılıyım, demek ki kötü bir şey olacak."
  • Alternatifi: Duyguların düşüncelerden kaynaklandığını ve her zaman gerçeği yansıtmadığını kendinize hatırlatın. Duygular gelip geçicidir.





8. “-meli, -malı” Cümleleri (Should Statements) Kendinizin, başkalarının veya dünyanın nasıl olması gerektiğine dair katı ve değişmez kurallara sahip olmaktır. Bu kurallar karşılanmadığında öfke, hayal kırıklığı ve suçluluk hissedersiniz.

  • Örnek: "Asla hata yapmamalıyım." "İnsanlar her zaman adil olmalı." "Herkes beni sevmeli."
  • Alternatifi: Bu katı kuralları daha esnek tercihlere dönüştürün. "Hata yapmamayı tercih ederim ama yaparsam bu dünyanın sonu değil." gibi.

9. Etiketleme Aşırı genellemenin bir ileri formudur. Bir hata yaptığınızda kendinize "Ben bir aptalım" demek gibi, tek bir olaya dayanarak kendinize veya başkalarına tamamen olumsuz ve genel bir etiket yapıştırmaktır.

  • Örnek: Bir konuda başarısız olunca "Ben bir beceriksizim." demek.
  • Alternatifi: Davranış ile kimliği ayırın. "Bu konuda bir hata yaptım" demek, "Ben bir hatalıyım" demekten çok daha yapıcıdır.

10. Kişiselleştirme Sizinle hiçbir ilgisi olmayan veya sorumluluğunuzda olmayan olumsuz olaylardan kendinizi sorumlu tutmaktır.

  • Örnek: Çocuğunuz okulda düşük not aldığında, "Ben tamamen başarısız bir anneyim/babayım." diye düşünmek. Veya bir arkadaşınızın keyifsiz olmasını hemen "Acaba ben mi bir şey yaptım?" diye üzerinize alınmak.

Bu listeyi bir kontrol listesi gibi kullanabilirsiniz. Gün içinde aklınızdan geçen ve sizi rahatsız eden bir düşünceyi yakaladığınızda, "Acaba bu düşünce bu listedeki tuzaklardan birine benziyor mu?" diye kendinize sorun. Sadece bu farkındalık bile, düşüncenin üzerinizdeki gücünü azaltmak için atılmış dev bir adımdır.

Terapi sürecinde bu düşünceleri bir dedektif gibi yakalayıp, kanıtlarını sorgulayıp, daha gerçekçi ve işlevsel alternatifler geliştiririz. Unutmayın, zihniniz sizin en değerli varlığınız ve yaşam kalitenizin anahtarıdır. Ona iyi bakmak, profesyonel bir destekle çok daha kolay olabilir.

Sağlıkla kalın.

TDCS - Transkranyal Direkt Akım Uyarımı

 




Nöromodülasyon Nedir?

Nöromodülasyon, sinir aktivitesini değiştirmek için kullanılan bir teknoloji türüdür. Bir uyarıcı (elektrik, manyetizma vs) kullanarak sinir hücrelerinin çalışma şeklini düzenleme amaçlanır.

Nasıl kullandığımıza bağlı olarak, nöromodülasyon sinir sistemindeki aktiviteyi artırabilir veya sakinleştirebilir. Yaygın olarak tDCS ve tACS cihazları kullanılır.

Sinir hücrelerini elektrikle uyararak tedavi etme yöntemleri MS 1. yüzyıldan bu yana bilinmektedir. O dönemde elektrik balıklarıyla baş ağrısını tedavi etmek için yapılan tedaviler;  doğru ve alternatif akımın keşfiyle 19. yüzyılda geliştirilmeye başlanmıştır. Son yıllarda çok düşük akımlarla yapılan ağrısız, girişmsel olmayan tDCS gibi uygulamalarla son halini almıştır

 


 

 

Trankranial Direkt Akım Uyarımı (tDCS) Nedir?

tDCS, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan bir nöromodulasyon yöntemidir.  Kafa derisine çok düşük elektrik akımı verilerek sinir hücrelerinin düzenlenmesi amaçlanır. Her bir sinir hücresinin mikroskopik bir pile benzediği düşünülürse oldukça mantıklı bir tedavi yöntemidir.

Depresyon, anksiyete bozuklukları gibi çeşitli psikiyatrik durumların tedavisinde, inme sonrası beyin hücrelerinin işlevselliğini artırmak için veya sağlıklı bireylerde bilişsel performansı (dikkat, odaklanma, vs) artırmak için kullanılabilir.

tDCS tekniği girişimsel değildir (ameliyat vs gerektirmez) ve ağrısızdır. Depresyon, anksiyete bozuklukları, kronik ağrı gibi durumların tedavisinde yaygın kullanılmaya başlanmıştır. Tabi ki mucize bir tedavi denilemez ancak özellikle tedaviye dirençli psikiyatrik hastalıklarda ve eşik altı semptomlarda (tanı koyulacak kadar ağır olmayan vakalarda) oldukça umut vadeden bir yöntemdir.

 

 


 

tDCS nöroplastisiteyi etkiler. Nöronların uyarılıp sinyal üretmesine neden olmaz, ancak uyarılma şanslarını artırır.

Beynin farklı bölgelerini hedeflemek için elektrot yerleşimini değiştirebilir. Bu da tDCS'nin potansiyel olarak geniş bir uygulama alanına sahip olduğu anlamına gelir.

Bir psikiyatrist tarafından uygulanmalıdır.

 

Hangi Şikâyetlerde Kullanılmalı?

  • Depresyon
  • Anksiyete Bozuklukları
  • Tanı almayacak derecedeki hafif-orta şiddetteki depresyon ve anksiyete belirtilerinde
  • Kronik ağrı
  • Fibromyalji
  • Alzheimer Hastalığı
  • İnme sonrası rehabilitasyon
  • Atletlerde motor ve bilişsel performans artışı için kullanılabilir

 

 

Nasıl Uygulanır?

Hasta rahat bir koltukta oturur poziyonda bekler. Psikiyatrik şikâyete sebep olduğu düşünülen beyin bölgelerinin üzerindeki kafa derisine 2 adet elektrot konulur. Başa geçirilen bir bone yardımıyla sabitlenir. Minimum 20 dk boyunca akım verilir. İşlem ağrısızdır, genelde hafif bir karıncalanma hissedilir. Tıbbi duruma göre 10 gün veya 20 gün süren seanslar önerilir. İşlem öncesinde akım geçirgenliğini artırmak için elektrotların etrafını saran süngere tuzlu su uygulanır. Herhangi bir jel kullanılmadığı için deride alerjik reaksiyon beklenmez ancak akım geçen bölgede geçici bir kızarıklık görülebilir.

İşlem süreci boyunca kişinin günlük işlerini yapmasına engel bir durum yoktur. 

 



 

 

Etkisi Ne Zaman Başlar?

Etki başlama zamanı psikiyatrik duruma ve arzulanan tedavi hedefine göre farklılıklar gösterebilir. Bazı çalışmalar ilk seans sonrası etkilerin başladığını söylerken diğerleri birkaç hafta sonra etkilerin çıktığını belirtir.

Genel kanı uygulama esnasında oluşan etkinin en az 10 gün üst üste tekrarlandığında daha kalıcı olduğu yönündedir.

 

Kullanım İzni Var mıdır?

tDCS, İngiltere, Avrupa Birliği, Avustralya ve Meksika'da majör depresif bozukluk  için CE onaylı bir tedavidir.


Yan Etkileri Nedir?

Güncel çalışmaya göre işlem sırasında oluşan yan etkiler şöyle bulunmuştur;

%39 Kaşıntı hissi

%22 Gıdıklanma hissi

%14 Baş ağrısı

%8 Hafif yanma Hissi

%10 Huzursuzluk hissi.

Bu etkilerin seans sonrasın gerilemesi beklenir.

 

tDCS literatüründe (1998-2014) araştırılan 10.000'den fazla denekte tDCS'ye atfedilebilecek hiçbir ciddi yan etki bildirilmemiştir. Özellikle, kalp durması, nöbet veya beyin hasarı bildirilmemiştir. Buna ek olarak, sinir hücresi harabiyetiyle ilişkili bir protein olan serum enolaz için özel testler yapılmış ve önemli bir etki görülmemiştir. Yapısal beyin hasarı kanıtı da saptanmamıştır. Çalışmalar EEG aktivitesinde veya kalp hızı değişkenliğinde önemli bir anormallik bulmamıştır. Bu açıdan bakıldığından tdcs’nin oldukça güvenilir olduğu söylenebilir.

 

tCDS’nin Diğer Tedavilere Göre Avantajları Nedir?

Gebelik, emzirme, ilaç yan etkileri gibi ilaç tedavisini engelleyen durumlarda büyük kolaylık sağlar.

Tek başına ilaç tedavisinin yetersiz geldiği durumlarda ilaç tedavisine eklenebilir.

İlaç etkileşimi yoktur.

Ağrısız ve girişimsel olmayan bir tedavi yöntemidir.

Kısa sürelidir.

Kişinin anesteziyle uyutulması gerekmez. Sersemlik yapmaz, günlük hayatı aksatmaz.

  

 

 

Kimlere Uygulanmaz?

tDCS kalp pili, kafa içi implantı veya kulak tüpü olanlarda uygulanmaz. Her ne kadar bazı epilepsi türlerinin tedavisinde yararlı olduğunu iddia eden çalışmalar olsa da genel olarak epilepsi hastalarına uygulanmaz.

Bipolar bozuklukta tek başına uygulanması mani riskini artıracağından önerilmez. 

 


 

 

Kaynaklar