.

Uzm. Dr. Ali Barlas Koçak
Psikiyatri Uzmanı ve Psikoterapist • Antalya

Psikiyatrik değerlendirmede bütüncül yaklaşım

Yaşam öykünüzü, ihtiyaçlarınızı ve yaşadığınız güçlükleri sizin deneyiminiz içinde birlikte değerlendirelim.

Muayenehaneye Ulaşım

Altınkum Mahallesi, Atatürk Bulvarı, Mehmet Özbek Plaza, Konyaaltı / Antalya

varoluşçu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
varoluşçu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ahlaki Mazoşizm: "Saçımı Süpürge Ettim"




Hayatınızda ne zaman işler yolunda gitse içinizi sebepsiz bir huzursuzluk kaplıyor mu? Ya da çevrenizde "Ben sizin için saçımı süpürge ettim" diyerek kendi hayatını hiçe sayan, ama bu mağduriyetle örtük bir ahlaki üstünlük kuran insanlara rastladınız mı? Bu durumları ahlaki mazoşizm  başlığı altında inceleyebiliriz.

Buradaki “mazoşizm” kelimesi çoğu kişinin düşündüğü gibi yalnızca fiziksel acı veya cinsellikle ilgili değil. Ahlaki mazoşizm daha çok kişinin suçluluk, kendini cezalandırma, fedakârlık ve kendini değersizleştirme üzerinden bir tür psikolojik rahatlama sağlaması ile ilgili.

Kendi Kendimizi Cezalandırma Mekanizması

Ahlaki mazoşizm, kişinin bilinçdışı bir suçluluk duygusunu yatıştırmak için farkında olmadan kendi felaketini hazırlamasıdır. Klinik pratikte bu durumu iki temel kuramsal yaklaşımla şöyle anlatabilirim:

  • İlişkisel Kökler (Nesne İlişkileri): Çocuklukta ancak acı çektiğinizde, mağdur olduğunuzda ya da kendi ihtiyaçlarınızdan vazgeçtiğinizde onay gördüyseniz; zihniniz sevgiyi acıyla eşleştirir. Sizi ihmal eden veya cezalandıran figürlerle bağınızı koparmamak için, büyüdüğünüzde o cezayı kendi kendinize kesmeye devam edersiniz.

  • Özgürlükten Kaçış (Varoluşçu Görüş): Kendi hayatının sorumluluğunu almak, seçim yapmak ve varoluşsal kaygıyla yüzleşmek cesaret ister. Kendini "kurban" konumunda tutmak, kişiyi özgürlüğün getirdiği ağır sorumluluktan muaf tutar. "Kaderim böyle" demek, seçim yapmaktan  daha kolaydır. Çok acı biberi yeme riskindense daha az acı biberi sürekli ağızda tutmaya benzer.

Ahlaki Mazoşizmin Günlük Yaşamdaki İzleri

  • Mutlu veya huzurlu hissettiğiniz anlarda aniden beliren "Kesin kötü bir şey olacak" kaygısı.

  • Sizi yıpratan, sınırlarınıza saygı duymayan insanlara hayır diyememek (hayır demeyi istememek de diyebiliriz) ve bu duruma katlanmayı bir iyilik sanmak.

  • Kendi başarılarınızı küçümseyip, çektiğiniz çilelerle gurur duyma eğilimi.

  • Kendi adına bir şey talep ederken yoğun bir utanç veya suçluluk hissetmek.

Acı çekmek geçmişten taşınan ve artık işlevini yitirmiş bir savunma mekanizmasıdır. Hak ettiğiniz huzuru yaşayabilmek, ancak bu acının arkasındaki örtük kazançlarla yüzleşmekle mümkündür.


İleri Okumalar

  • Ahlaki Mazoşizmin Psikanalitik Kökleri:

    • Sigmund Freud — Haz İlkesinin Ötesinde & Mazoşizmin Ekonomik Problemi (Bilinçdışı suçluluk ve kendini cezalandırma dinamikleri üzerine)

  • İlişkiler ve Kişilik Örgütlenmesi:

    • Nancy McWilliams — Psikanalitik Teşhis (Mazoşistik ve kendini sabote eden kişilik yapılarını klinik örneklerle anlamak için)

  • Varoluşçu Perspektif ve Kurban Rolü:

    • Erich Fromm — Özgürlükten Kaçış (Sorumluluktan kaçınma ve kurban konumunun örtük konforu üzerine)

    • Irvin Yalom — Varoluşçu Psikoterapi (Kendi hayatının mimarı olma kaygısı ve savunma mekanizmaları)

(Görsel, Gemini AI ile oluşturuldu.)


Varoluşçu Psikoterapiye Dair


Gündelik hayatın hızı içinde zaman zaman kendimize yabancılaştığımızı hissedebiliriz. Varoluşçu psikoterapiler, bu yabancılaşma hissini anlamlandırmaya çalışırken hepimizin zaman zaman kendine sorduğu o temel sorunun peşine düşer: "Daha iyi bir hayat nasıl mümkün olabilir?"
Bu sorunun cevabını yalnızca dışarıdaki başarılarda veya başkalarının onayında aramak kalıcı bir çözüm sağlamaz. Daha iyi bir hayatın inşaası, insanın kendi içsel gerçekliğine dönmesi ve kendini tanımasıyla başlar.


Her insan kendini görmek için bir aynaya ihtiyaç duyar. Veya bir denizi keşfetmek elinizde bir harita varken daha kolaydır.  Terapi de kendimizi tanımanın, kendimizi keşfetmenin pratik bir yolu olarak görülebilir. 


Çoğu zaman terapi odasına adım atmamızın oldukça somut sebepleri vardır. Sürece genellikle şu tür sorulara cevap aramak için başlarız:
"Koyduğum hedeflere neden bir türlü ulaşamıyorum?"
"İnsan ilişkilerinde neden benzer sorunlar yaşıyorum?"
Varoluşçu terapi, bizi kilitleyen bu güncel sorunları birer giriş kapısı olarak kabul eder ve bunların altındaki asıl dinamikleri anlamamıza yardımcı olur.


Klinik pratiğimde insanı sadece taşıdığı semptomlardan ibaret görmeyen fenomenolojik ve varoluşçu ekolü benimsiyorum. Terapi sürecini, bireyin eksiklerini onarmaktan ziyade, kişinin kendi gerçekliğine ve özgünlüğüne alan açması olarak değerlendiriyorum. Buradaki temel amaç; kişinin dış dünyadaki imajını cilalaması değil, kendi doğasını anlayarak dünyayla ve çevresiyle daha sahici bağlar kurabilmesidir.



Terapinin Çerçevesi ve Sınırları
İnsanın iç dünyasını keşfetmesi uçsuz bucaksız bir süreç olsa da, psikoterapinin belirli bir çerçevesi olmalıdır. Sınırların olmadığı bir yapı, odaklanmayı ve hedefe ulaşmayı zorlaştırır. İhtiyaç duyduğumuz cevapları ararken başlattığımız bu sürecin şeffaf ve net kuralları vardır.
Klinik uygulamamda bu çerçevenin sınırları şu şekildedir:
Seans Sıklığı: Sürecin yapısına ve kişinin ihtiyacına göre görüşmeler haftada 1 ya da 2 kez gerçekleştirilir.
Süreç Sınırı: Terapinin nihai amacı, kişiyi sürece bağımlı kılmak değil; kendi hayatının sorumluluğunu alacak beceriyi kazandırmaktır. İnsanın kendiyle çalışmasının sonsuz bir döngüye dönüşmemesi için seanslara bir sınır koyarız. Bu doğrultuda süreç genellikle 6 ay ile 2 yıl arasında tamamlanacak şekilde planlanır.
Terapi, bu güvenli ve belirli çerçeve içinde kişinin kendi potansiyelini keşfetmesi ve yaşamının sorumluluğunu eline alması için sunulan profesyonel bir yol arkadaşlığıdır.