.

Uzm. Dr. Ali Barlas Koçak
Psikiyatri Uzmanı ve Psikoterapist • Antalya

Psikiyatrik değerlendirmede bütüncül yaklaşım

Yaşam öykünüzü, ihtiyaçlarınızı ve yaşadığınız güçlükleri sizin deneyiminiz içinde birlikte değerlendirelim.

Muayenehaneye Ulaşım

Altınkum Mahallesi, Atatürk Bulvarı, Mehmet Özbek Plaza, Konyaaltı / Antalya

anksiyete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anksiyete etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kaygılı Dönemlerde Dingin Kalmak: Anksiyeteyle Başa Çıkmak İçin Kanıtlanmış 3 Yöntem

 

Hepimiz zaman zaman "Ya işler yolunda gitmezse?", "Ya hata yaparsam?" gibi düşüncelere kapılırız ve kaygılanırız. Kaygı (anksiyete), aslında beynimizin bizi tehlikelere karşı uyaran doğal bir alarm sistemidir. Ancak bu yangın alarm sistemi bozulup ortada bir yangın yokken sürekli çalmaya başladığında hayat kalitemizi düşürür.

Klinik pratiğimde sıkça gördüğüm bir gerçek var: Kaygıyı tamamen yok etmeye çalışmak onu daha da güçlendirir. Bunun için asıl hedef kaygıyı yönetilebilir bir seviyeye çekmek olmalı. İşte size hafif orta şiddette kaygı şikayeti olanlarda işe yarayacağını düşündüğüm, kendi kendinize uygulayabileceğiniz, bilimin ışığında derlediğim 3 pratik yol haritası.






1. Zihni Eğitmek: Bilişsel Davranışçı Teknikler (BDT)

Kaygı, olayların kendisinden değil, olaylara yüklediğimiz ANLAMLARDAN beslenir. Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), bu hatalı anlamlandırmaları düzeltmeyi hedefler.

  • "Durdur ve Sorgula" Tekniği: Kaygılı bir düşünce (Örn: "Toplantıda kesin rezil olacağım") aklınıza geldiğinde, ona hemen inanmayın. Kendinize bir avukat gibi şu soruları sorun:

    • "Bunun olacağına dair elimde somut bir kanıt var mı?"

    • "En kötü ne olabilir? Ve bu olursa, bununla başa çıkabilir miyim?"

    • Pratik İpucu: Düşüncelerinizi bir kağıda yazmak, onları zihninizden çıkarıp somutlaştırır ve mantıksız yanlarını görmenizi sağlar.

  • "Endişe Saati" Uygulaması: Gün boyu gelen kaygılı düşünceleri kovmaya çalışmayın. Kendinize şunu söyleyin: "Sizi şu an değil, akşam saat 20:00 ile 20:20 arasında düşüneceğim."

    • Gün içinde kaygı gelirse not alın ve erteleyin.

    • O saat geldiğinde (sadece 20 dakika) hislerinizi doyasıya yaşayın. Süre bitince konuyu kapatmaya çalışın. "Şimdilik bu kadar, yarın toplantımıza devam edelim" diyebilirsiniz. Bu yöntem size endişe yaratan düşünceler yöntebildiğinizi gösterir.







2. Bedeni Harekete Geçirmek: Spor Yapmak Gerçekten Faydalı

Kaygılandığımızda vücudumuz "Savaş veya Kaç" tepkisi verir ve kana adrenalin ile kortizol pompalar. Eğer oturup düşünmeye devam ederseniz bu enerji vücutta sıkışır ve çarpıntı, kas gerginliği, huzursuzluk yapar. Yani yakıt pompalanıyor ama motor çalışmıyor gibi düşünün. Bir süre sonra motor boğulur değil mi?

  • Neden Hareket Etmelisiniz? Egzersiz yapmak, kanda biriken bu stres hormonlarını (kortizol) yakmanın en hızlı yoludur. Ayrıca beyinde doğal ağrı kesici ve sakinleştirici etkileri bilinen Endorfin ve BDNF (Beyin Türevli Nörotrofik Faktör) salgılanmasını sağlar.

  • Ne Yapmalı?

    • Akut Kaygı İçin (Yoğun kaygı yaşadığınız anda veya müsait olduğunuzda yapın): Tempolu yürüyüş, koşu veya yüzme. Nabzı yükseltmek, panik enerjisini boşaltır.

    • Kronik Stres İçin (Gün içinde devam eden kaygınız varsa daha sakin olduğunuz müsait bir zamanda yapın): Yoga veya Pilates. Bu egzersizler kaslardaki (özellikle boyun ve sırt) kronik gerginliği çözer ve vagus sinirini uyararak parasempatik (sakinleşme) sistemi devreye sokar.





3. "Şimdi"de Kalmak: Meditasyon ve Nefes

Kaygı her zaman "Gelecek" ile ilgilidir ("Ya şöyle olursa..."). Depresyon ise genelde "Geçmiş" ile ilgilidir ("Keşke yapmasaydım..."). Bence meditasyonun amacı zihni boşaltmak değildir. Zihni "Şimdi"ye getirmek şunu amaçlar: "İster gelecek ister geçmişle ilgili olsun şu an aklımdan neler geçiyor? Şu an benim içim nasıl?" Farkına vardıklarımız şöyle olabilir : "içim sıkılıyor, yarınki sınavla ilgili korkuyorum ya başaaramazsam, borçlarım yaklşaıyor ödeyememekten korkuyorum" Gördüğünüz gibi şimdi de kalmak bize sıkıntı yaratan düşünceleri yakalamakla ilgili, onlardan kaçmakla değil. Bu düşünceleri ve duyguları farkedip isimlendirmek bile çoğunlukla iç sıkıntısını azaltır. 

  • 4-7-8 Nefes Tekniği (Biyolojik Fren): Kaygı anında nefesimiz sıklaşır ve yüzeyselleşir. Bunu tersine çevirmek beyni tehlike geçti moduna sokar. (Sürelere çok takılmayın aşağı yukarı bir şeyler de olur, önemli olan çok hızlı nefes alıp vermemeniz, değilse kaygınız azamak yerine artabilir)

    1. Burnunuzdan 4 saniyede derin bir nefes alın.

    2. Nefesi 7 saniye boyunca tutun.

    3. Ağzınızdan (ıslık çalar gibi yavaşça) 8 saniyede yavaşça verin.

    • Bunu 5 tur yapın. Kalp atışınızın yavaşladığını göreceksiniz.

  • 5 Duyu (Topraklanma) Egzersizi: Panik anında gerçeklikten kopmuş gibi hissederseniz şunu yapın:

    • Gözünüzle gördüğünüz 5 nesneyi sayın.

    • Dokunabildiğiniz 4 şeyi hissedin (kumaş, masa, kendi eliniz).

    • Duyduğunuz 3 sesi fark edin.

    • Kokladığınız 2 kokuyu ayırt edin.

    • Tattığınız 1 tadı (veya ağzınızın tadını) fark edin.

    • Bu egzersiz, uçuşan zihni tekrar bedene ve şu ana kilitler.


Sonuç Olarak

Kaygı, hayatın bir parçasıdır ancak direksiyonu ona bırakmak zorunda değilsiniz. Zihinsel teknikler, düzenli hareket ve doğru nefes ile o alarm sisteminin sesini kısabilirsiniz.

Unutmayın; bu yöntemler yaşam kalitenizi artırmak içindir. Eğer kaygınız işlevselliğinizi (iş, okul, ilişkiler) bozacak düzeydeyse, bu tıbbi bir durumdur. Böyle durumlarda psikiyatriste danışmak iyileşme sürecinin en önemli adımıdır.

Sağlıklı ve farkındalığı yüksek günler dilerim.

Dr. Ali Barlas Koçak

Hayatınızın Kalitesini Artırın: İyi Bir Uykunun Altın Kuralları





​Merhaba,

Yıllar içinde gördüğüm bir gerçek var: Ruh sağlığımız, ne yediğimizden, ne düşündüğümüzden ve en önemlisi nasıl uyuduğumuzdan ayrılamaz.

​Pek çoğumuz uykuyu "boşa geçen zaman" veya "yapılacak işler listesindeki son madde" olarak görüyoruz. Oysa uyku, bir lüks değil, hayati bir ihtiyaçtır. Beynimizin gün içinde biriken toksinlerden temizlendiği, anıların organize edildiği, duyguların düzenlendiği ve bedenin kendini onardığı kutsal bir zamandır.

​İyi uyuyamamak bir "kader" değildir. Çoğu zaman, farkında olmadan yaptığımız küçük hatalardan kaynaklanır. İşte bu küçük ama etkili alışkanlıkları düzeltme işine biz "Uyku Hijyeni" diyoruz.
​İşte size bilimin ve tecrübenin süzgecinden geçmiş, kolayca uygulanabilir pratik öneriler ve bu önerilerin "neden" işe yaradığının mantığı.
​Uyku Hijyeninin Mantığı: Beynimize "Doğru Sinyali" Vermek

​Beynimizin içinde, adeta bir orkestra şefi gibi çalışan bir "iç saat" (Sirkadiyen Ritim) vardır. Bu saat, ne zaman uyanık olacağımızı, ne zaman uyuyacağımızı yönetir. Amacımız, yaşam tarzımızla bu iç saatin ritmini bozmak değil, onu desteklemektir.

​Bilişsel Davranışçı Terapide (BDT) sıkça kullandığımız bir prensip vardır: Beynimiz alışkanlıkları sever ve etiketlemeye bayılır. Eğer yatağınızı sadece "uyku yeri" olarak etiketlerseniz, oraya yattığınızda beyniniz otomatik olarak uyku moduna geçmeye başlar. Ama yatakta yemek yer, televizyon izler, e-postalarınıza bakarsanız, beyninizin kafası karışır. Yatağı "yaşam alanı" olarak etiketler ve uyku sinyalini vermez.
​İşte bu mantıkla, beynimize doğru sinyalleri gönderecek 7 pratik adım:
​Pratik Uyku Hijyeni Önerileri
​1. Saatinizi Kurun (Sadece Sabah İçin Değil!)
​Ne Yapmalı: Her gün, hafta sonları dahil, aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya çalışın.
​Mantığı Nedir: Vücudun iç saatini (sirkadiyen ritmi) kurmanın ve güçlendirmenin en etkili yoludur. Vücudunuz bir süre sonra alarm çalmadan hemen önce uyanmaya başlar, çünkü ritmi öğrenmiştir. Disiplin, biyolojik saatinizin en iyi dostudur.












​2. Yatak Odanız "Uyku Mağarası" Olsun
​Ne Yapmalı: Yatak odanızı serin, sessiz ve zifiri karanlık tutun. Yatağınızı sadece uyku ve cinsel yaşam için kullanın.
​Mantığı Nedir: Karanlık, beynimize "melatonin" yani uyku hormonunu salgılaması için sinyal gönderir. En ufak bir ışık (sokak lambası, telefon ışığı) bu üretimi bozabilir. Sessizlik ve serinlik (ideal olarak 18-20 derece) vücuda "dinlenme moduna geç" emrini verir.

​3. Yatmadan Önce "Fişi Çekin" (Ekran Detoksu)
​Ne Yapmalı: Uyumadan en az 1 saat önce telefon, tablet, televizyon gibi tüm mavi ışık yayan ekranları kapatın.
​Mantığı Nedir: Bu cihazların yaydığı "mavi ışık", beynimizi kandırır. Ona "Hâlâ gündüz, uyanık kal!" sinyali gönderir ve uyku hormonu melatoninin salgılanmasını engeller. Bu, modern psikofarmakolojide uykusuzluk için verdiğimiz ilaçların tam tersi bir etki yaratır.
​4. Akşam Yeme-İçme Kuralları
​Ne Yapmalı: Uykudan en az 3-4 saat önce ağır yemekleri bitirin. Öğleden sonradan itibaren çay, kahve, kola gibi kafeinli içeceklerden uzak durun. Alkole dikkat edin.
​Mantığı Nedir: Kafein, beynimizde uykuyu başlatan sinir yollarını bloke eden güçlü bir uyarıcıdır. Etkisi 6-8 saat sürebilir. Alkol ise sizi çabuk uyutur gibi görünse de, uykunun en dinlendirici olan derin (REM) aşamasını parçalar ve gece sık sık uyanmanıza neden olur.
​5. Gündüz Hareket, Gece Sükûnet
​Ne Yapmalı: Gün içinde düzenli egzersiz yapın (yürüyüş bile yeter). Ancak yatma saatine çok yakın (son 2-3 saat) ağır spor yapmaktan kaçının.
​Mantığı Nedir: Egzersiz, vücut ısısını artırır ve stres hormonlarını (kortizol) azaltır. Bu, sağlıklı bir "uyku basıncı" oluşturur. Ancak yatma saatine yakın yapılırsa, vücudu "savaş ya da kaç" moduna sokarak uyarıcı etki yapar (tıpkı bazı sinir uyarım sistemleri gibi) ve uykuya dalmayı zorlaştırır.
​6. "Düşünce Defteri" Tutun
​Ne Yapmalı: Yatağa girmeden 1 saat önce oturun ve aklınızdaki tüm endişeleri, "yarın yapılacaklar" listesini bir kağıda dökün.
​Mantığı Nedir: Bu, bilişsel terapide sıkça kullandığımız bir yöntemdir. Yastığa başınızı koyduğunuzda beyninize hücum eden o "varoluşsal kaygıları" veya "bitmemiş işler" hissini yatıştırmanın yoludur. Onları kağıda dökerek beyninize "Merak etme, bunlar kayıt altında, şimdi uyuyabilirsin" mesajı verirsiniz.


​7. Yatakta "Dönüp Durmayın" (20 Dakika Kuralı)
​Ne Yapmalı: Yatağa girdiniz ve 20 dakika içinde uyuyamadınız mı? Zorlamayın. Kalkın, başka bir odaya gidin. Loş ışıkta sıkıcı bir kitap okuyun veya sakin bir müzik dinleyin. Ne zaman ki uykunuz gelir, o zaman yatağa dönün.
​Mantığı Nedir: Bu, Bilişsel Davranışçı Terapinin en temel kuralıdır. Eğer yatakta dönüp durursanız, beyniniz yatağı "uykusuzluk, endişe ve başarısızlık" ile ilişkilendirir. Buna "şartlanmış uykusuzluk" deriz. Kalkarak bu olumsuz bağlantıyı kırarız.
​Son Söz: Ya Bunlar İşe Yaramazsa?
​Bu öneriler, çoğu insanın uyku kalitesini ciddi oranda artırır. Ancak bazen, tüm çabalara rağmen uykusuzluk devam edebilir.
​Bu bir "iradesizlik" veya "başarısızlık" değildir.
​Bazen altta yatan bir depresyon, yoğun bir kaygı bozukluğu, bir travma (analitik terapide çalıştığımız derin kökler) veya horlama ile kendini gösteren "uyku apnesi" gibi tıbbi bir durum olabilir.
​Eğer uyku sorununuz kronikleşirse, lütfen bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin. Bazen ilaç tedavileri (psikofarmakoloji), bazen de tDCS/tVNS gibi beyin uyarım teknikleri ile bu döngüyü kırmak gerekebilir.

​İyi bir uyku, daha berrak bir zihin, daha dengeli duygular ve daha sağlıklı bir oluş demektir.

​Sağlıkla kalın.

TDCS - Transkranyal Direkt Akım Uyarımı

 




Nöromodülasyon Nedir?

Nöromodülasyon, sinir aktivitesini değiştirmek için kullanılan bir teknoloji türüdür. Bir uyarıcı (elektrik, manyetizma vs) kullanarak sinir hücrelerinin çalışma şeklini düzenleme amaçlanır.

Nasıl kullandığımıza bağlı olarak, nöromodülasyon sinir sistemindeki aktiviteyi artırabilir veya sakinleştirebilir. Yaygın olarak tDCS ve tACS cihazları kullanılır.

Sinir hücrelerini elektrikle uyararak tedavi etme yöntemleri MS 1. yüzyıldan bu yana bilinmektedir. O dönemde elektrik balıklarıyla baş ağrısını tedavi etmek için yapılan tedaviler;  doğru ve alternatif akımın keşfiyle 19. yüzyılda geliştirilmeye başlanmıştır. Son yıllarda çok düşük akımlarla yapılan ağrısız, girişmsel olmayan tDCS gibi uygulamalarla son halini almıştır

 


 

 

Trankranial Direkt Akım Uyarımı (tDCS) Nedir?

tDCS, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan bir nöromodulasyon yöntemidir.  Kafa derisine çok düşük elektrik akımı verilerek sinir hücrelerinin düzenlenmesi amaçlanır. Her bir sinir hücresinin mikroskopik bir pile benzediği düşünülürse oldukça mantıklı bir tedavi yöntemidir.

Depresyon, anksiyete bozuklukları gibi çeşitli psikiyatrik durumların tedavisinde, inme sonrası beyin hücrelerinin işlevselliğini artırmak için veya sağlıklı bireylerde bilişsel performansı (dikkat, odaklanma, vs) artırmak için kullanılabilir.

tDCS tekniği girişimsel değildir (ameliyat vs gerektirmez) ve ağrısızdır. Depresyon, anksiyete bozuklukları, kronik ağrı gibi durumların tedavisinde yaygın kullanılmaya başlanmıştır. Tabi ki mucize bir tedavi denilemez ancak özellikle tedaviye dirençli psikiyatrik hastalıklarda ve eşik altı semptomlarda (tanı koyulacak kadar ağır olmayan vakalarda) oldukça umut vadeden bir yöntemdir.

 

 


 

tDCS nöroplastisiteyi etkiler. Nöronların uyarılıp sinyal üretmesine neden olmaz, ancak uyarılma şanslarını artırır.

Beynin farklı bölgelerini hedeflemek için elektrot yerleşimini değiştirebilir. Bu da tDCS'nin potansiyel olarak geniş bir uygulama alanına sahip olduğu anlamına gelir.

Bir psikiyatrist tarafından uygulanmalıdır.

 

Hangi Şikâyetlerde Kullanılmalı?

  • Depresyon
  • Anksiyete Bozuklukları
  • Tanı almayacak derecedeki hafif-orta şiddetteki depresyon ve anksiyete belirtilerinde
  • Kronik ağrı
  • Fibromyalji
  • Alzheimer Hastalığı
  • İnme sonrası rehabilitasyon
  • Atletlerde motor ve bilişsel performans artışı için kullanılabilir

 

 

Nasıl Uygulanır?

Hasta rahat bir koltukta oturur poziyonda bekler. Psikiyatrik şikâyete sebep olduğu düşünülen beyin bölgelerinin üzerindeki kafa derisine 2 adet elektrot konulur. Başa geçirilen bir bone yardımıyla sabitlenir. Minimum 20 dk boyunca akım verilir. İşlem ağrısızdır, genelde hafif bir karıncalanma hissedilir. Tıbbi duruma göre 10 gün veya 20 gün süren seanslar önerilir. İşlem öncesinde akım geçirgenliğini artırmak için elektrotların etrafını saran süngere tuzlu su uygulanır. Herhangi bir jel kullanılmadığı için deride alerjik reaksiyon beklenmez ancak akım geçen bölgede geçici bir kızarıklık görülebilir.

İşlem süreci boyunca kişinin günlük işlerini yapmasına engel bir durum yoktur. 

 



 

 

Etkisi Ne Zaman Başlar?

Etki başlama zamanı psikiyatrik duruma ve arzulanan tedavi hedefine göre farklılıklar gösterebilir. Bazı çalışmalar ilk seans sonrası etkilerin başladığını söylerken diğerleri birkaç hafta sonra etkilerin çıktığını belirtir.

Genel kanı uygulama esnasında oluşan etkinin en az 10 gün üst üste tekrarlandığında daha kalıcı olduğu yönündedir.

 

Kullanım İzni Var mıdır?

tDCS, İngiltere, Avrupa Birliği, Avustralya ve Meksika'da majör depresif bozukluk  için CE onaylı bir tedavidir.


Yan Etkileri Nedir?

Güncel çalışmaya göre işlem sırasında oluşan yan etkiler şöyle bulunmuştur;

%39 Kaşıntı hissi

%22 Gıdıklanma hissi

%14 Baş ağrısı

%8 Hafif yanma Hissi

%10 Huzursuzluk hissi.

Bu etkilerin seans sonrasın gerilemesi beklenir.

 

tDCS literatüründe (1998-2014) araştırılan 10.000'den fazla denekte tDCS'ye atfedilebilecek hiçbir ciddi yan etki bildirilmemiştir. Özellikle, kalp durması, nöbet veya beyin hasarı bildirilmemiştir. Buna ek olarak, sinir hücresi harabiyetiyle ilişkili bir protein olan serum enolaz için özel testler yapılmış ve önemli bir etki görülmemiştir. Yapısal beyin hasarı kanıtı da saptanmamıştır. Çalışmalar EEG aktivitesinde veya kalp hızı değişkenliğinde önemli bir anormallik bulmamıştır. Bu açıdan bakıldığından tdcs’nin oldukça güvenilir olduğu söylenebilir.

 

tCDS’nin Diğer Tedavilere Göre Avantajları Nedir?

Gebelik, emzirme, ilaç yan etkileri gibi ilaç tedavisini engelleyen durumlarda büyük kolaylık sağlar.

Tek başına ilaç tedavisinin yetersiz geldiği durumlarda ilaç tedavisine eklenebilir.

İlaç etkileşimi yoktur.

Ağrısız ve girişimsel olmayan bir tedavi yöntemidir.

Kısa sürelidir.

Kişinin anesteziyle uyutulması gerekmez. Sersemlik yapmaz, günlük hayatı aksatmaz.

  

 

 

Kimlere Uygulanmaz?

tDCS kalp pili, kafa içi implantı veya kulak tüpü olanlarda uygulanmaz. Her ne kadar bazı epilepsi türlerinin tedavisinde yararlı olduğunu iddia eden çalışmalar olsa da genel olarak epilepsi hastalarına uygulanmaz.

Bipolar bozuklukta tek başına uygulanması mani riskini artıracağından önerilmez. 

 


 

 

Kaynaklar

Gün Işığının Ruhumuza Etkileri




 

Güneş ışığına çok yoğun şekilde maruz kalmak sağlığımız için zararlı olsa da orta şiddette maruziyet, fiziksel ve ruhsal durumumuzu iyileştirebilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında güneş ışığının yetersizliği bazı kişilerde halsizlik, odaklanma güçlüğü, unutkanlık, keyifsizlik gibi depresif belirtilere yol açar. 


Güneş ışığının psikiyatrik hastalıklar üzerinde bazı etkilerinin olduğu uzun zamandır bilinmekte. Örneğin bipolar bozukluktaki duygudurum değişikliklerinin diğer affektif bozukluklara göre mevsimsel özelliklerle daha çok ilgili olduğu bilinir. Sonbahara girilirken depresif dönemlerde artış olurken, ilkbahar dönemlerinde daha çok mani vakası görülür. Deliryumdakiler (fiziksel tıbbi hastalık nedeniyle oluşan bilinç değişikliği) genelde  güneş battıktan sonra kötüleşir. Demans (bunama) hastalarında gün battıktan sonra ortaya çıkan ajitasyon, saldırganlık, gezinme, halüsinasyon gibi belirtiler oldukça yaygındır ki bu durum "Günbatımı Sendromu" ismiyle özel olarak adlandırılmıştır.
 
Belki İş-Okul stresinden ve Sorumluluklardan Uzaklaşmayı Anımsattığı için Güneşli Havaları Seviyoruzdur. Bu da başka bir ihtimal.


Şüphesiz ki güneş ışığının etkileri yalnızca psikiyatrik hastaları değil hemen hemen tüm insanları etkiler. Kimileri kapalı havalarda daha aktifken kimileri havalarda yataktan çıkacak enerjiyi zor bulur. Üstelik gündelik kararlarımıza etki edebileceği de söylenmekte. Bunlarla ilgili eğlenceli sayılabilecek çok sayıda çalışma mevcut. Örneğin güneşli havalarda taksicilere daha çok bahşiş verildiği görülmüş. Güneşli bir günde yapılan borsa yatırımlar aynı gün içinde havanın bulutlanmasıyla birlikte ortalama yüzde 15 azaldığı tespit edilmiş.
 
 
Üniversite Bahar Şenlikleri, Hıdırellez, Nevruz, Paskalya vs... Kış Sonrası Güneş Açınca Doğa gibi Biz de Değişiriz

Tecrübelerimiz doğrultusunda güneşli havalarda daha olumlu duygularımızın olabileceğini düşünmek gayet doğal. Hatta bunun için telefonun, bilgisayarın arka planına hoş doğa resimleri koyarak iyi hissetmeye çalışmış bile olabilirsiniz. Ancak  genelde bu bir doğa yürüyüşünün yerini tutmaz.

Hayvan çalışmalarında da enteresan sonuçlara rastlamak mümkün. Derilerine yapay güneş ışığı düşürülen farelerin hafıza ve öğrenme becerilerinin diğerlerine göre daha çok gelişmesi dikkat çekici. Bu, güneşin yalnızca derimize temas etmesinin bile bilişsel işlevlerimizi geliştirebileceğini gösteriyor. 
 


Kaynaklar:

Ross J. Baldessarini, Eduard Vieta, Joseph R. Calabrese, Mauricio Tohen & Charles L. Bowden (2010) Bipolar Depression: Overview and Commentary, Harvard Review of Psychiatry, 18:3, 143-157, DOI: 10.3109/10673221003747955

Devaraj, S., & Patel, P. C. (2017). Taxicab tipping and sunlight. PloS one, 12(6), e0179193.

Shafi, K., & Mohammadi, A. (2020). Too gloomy to invest: Weather-induced mood and crowdfunding. Journal of Corporate Finance, 65, 101761.

Fotoğraflar: Jackson David & Wendy Wei @pexels